Yiyecek, giyecek, barınma, ekonomik güç, sağlık kişinin bedensel gereksinimlerini karşılar. Diğer insanlara olan ihtiyacımız, sevme, sevilme, ait olma, sosyal ihtiyaçlarımızın ifadeleridir. Öğrenme, bilme, zihinsel gelişme, anlama, bilişsel ihtiyaçlarımınızın sonucu olarak doğarlar. Öldükten sonra hayırla anılma, bir katkıda bulunmuş olma, evrende anlamlı bir yer alma, ruhsal ihtiyaçlarımız olarak adlandırılmıştır.

   İnsan ilişkisinde bu ihtiyaçların karşılanması, ilişkinin kurulması ve sağlıklı bir biçimde gelişmesine yol açar. İlişki içindeki insanlar birbirlerinin sağlığına, çıkarına zarar vermezler, birbirlerini sever ve sayarlar, birbirlerinin zihinsel gelişimine katkıda bulunurlar ve yaşamlarını anlamlı görmelerine yol açarlarsa, bu ilişki gelişir, güçlenir ve etkili olur.

  İnsan ilişkisinde bu ihtiyaçların karşılanmaması dengesizliğe, sağlıksız sonuçlara yol açar.  Burada şöyle bir örnek verebiliriz,  bir insanı çok seven birisi karşıdaki insana onu sevdiğini söylediğinde karşılık bulamadığında bunalıma girebilir ve kendine zarar verebilir veya iki sevgiliden birinin  diğer taraftan sevgi görmemesi sonucu biten bir ilişkinin, çok seven bir kişinin bir daha açık olmaktan korkması da buna bir örnektir. İlişki içindeki insanlar birbirlerinin sağlığına, çıkarına zarar verirler, birbirlerini sevmez ve saymazlar, birbirlerinin zihinsel gelişmelerine katkıda bulunmaz hatta zihinsel gelişmelerini önlerler ve yaşamlarını anlamsız görmelerine yol açarlarsa, bu ilişki gelişmez ve bir süre ortada ilişki diye bir şey kalmaz. İlişki içindeki insanlar birbirlerinden soğumaya başlarlar. İnsanlara değer vermek demek, o insanı gereksinmeleri içinde algılamak ve kabul etmek demektir.

İnsanı Değersiz Görmek

  İnsanların temek ihtiyaçlarına saygı duymayan aile, iş , toplumsal ortamlarda bu ihtiyaçlar ortadan kaybolmaz. İhtiyaçlar hala oradadır. Fakat insan ilişkilerinde hakim olan, korku, kızgınlık, bencillik, nefret, kıskanma gibi olumsuz sen – ben duygularıdır. Bu duygular kuvvetlendikçe üzeri örtülür, ama mutlaka uygun olmayan bir zaman ve yerde patlak verirler.

  İlk fırsatta bu olumsuz duygular patlar ve tüm birikimlerini sergiler. Tabii sonuç daha büyük seviyesizliğe, daha büyük nefrete yol açar. Unutmayalım ki , bugün karşılaştığımız sorunların temeli dünkü çözümlerde yatmaktadır. Sen- Ben anlayışı içinde olan insanı değersiz kılan tüm çözümler, geleceğin sorunlarının temelini atmaktadır.  Şöyle düşünün; Bir bina yapıyoruz temeli sağlam yapmadıkça o bina en küçük sarsıntıda yıkılacaktır. Ama binanın temeli sağlam olursa küçük sarsıntılar o binayı yıkamaz.

İnsana Değer Vermeyi Zorlaştıran Ne?

  İnsana değer vermeyi zorlaştıran nedenler Sen Ben anlayışının altında yatan temel nedenlerdir. Yani kişinin kalıplanmış yetişkin çocuk olması ve bunun sonucu, ”Ben varım, tekim, anlamlıyım; sen varsın, teksin, anlamlısın; biz sürekli karşılıklı etkileşim içindeyiz.” bilincinin doğmamış olmasıdır. Bu bilinç doğmayınca kişi Sen – Ben anlayışı içinde korku, güvensizlik duygusunun etkisi içinde zayıf görünmek istemez, yeteneksiz görünmek istemez, kendinden emin görünmek ister, her şeyin denetimi elinde izlenimini vermek ister. Diğerlerinden daha değerli ve üstün olduğu izlenimini vermek için çabalar, çünkü kendini olduğu gibi var, tek, ve anlamlı göremez.

 

insana-deger-vermek-min

 

  Biz bilincinin yerleştiği ortamlarda bu korkular ortadan kalkar ve insanlar ne ise o olmaktan çekinmeyip bu zemin üzerinde gelişmeye ve geliştirmeye başlarlar. Ailede, iş yerinde, toplumsa birbirlerine böylesine  ”gerçek” olan insanlr ahenkli bir ailenin, kalitenin ve çalışmanın yüksek değerler taşıdığı bir iş yerinin huzur,  onur ve sağlığın önemli olduğu bir toplumun mimarı, ustası, işçisi ve yapı  taşları olurlar.

  İnsana değer verilmeyen yerde boşluk, sıfır değer olarak karşımıza çıkmaz. İnsana değer verilmeyen yerde boşluk yerine olumsuzluk, değersizlik oluşur. Onun için insan ilişkilerinde iki seçeneğimiz var; ya değer vereceğiz yada değersiz kalacağız. Başka bir seçeneğimiz yok, kısacası bir insana; seni seviyorum deyip değer vermiyorsanız o sevgi bir süre sonra bitecektir ya sizin tarafınızdan yada karşı taraftan.

Düşünmek Yetmez Yapmak Önemlidir.

  İnsana değer vermek, soyut, bilişsel bir olay olarak kalamaz. Çünkü yaşam sadece soyut, bilişsel bir olay değildir. Biz bilincinin temelleri bilinçtedir. ama ifadesi kendisini günlük davranışta bulur. Onun için ailede, iş yerinde, toplumda insanın değerini ifade eden sözlere, yüz ifadelerine, davranışlara, kısacası her türlü iletişime sürekli gereksinim vardır.

  Biz bilinci davranışta gerçeğini bulan ve kendisini ifade eden bir varoluş biçimidir. Düşünceler ve tutumlar davranışın temelini oluştururlar. Bu düşünce ve tutumların davranışa dönüşebilmesi için inanca gerek vardır; ancak inanç olunca davranışlar kendini göstermeye başlar.

   Örneğin, eğer gelişmiş, olgun bir insansanız, herhangi biri sizin arkadaşınızın aleyhinde konuşmaya başlayınca, ”O sözünü ettiğin kişi benim arkadaşım. Onun aleyhinde konuşman beni rahatsız ediyor” dersiniz. Ama, o arkadaşınıza gidip, ”Şu kişi senin aleyhinde konuşacaktı, lafını ağzına tıkadım” demezsiniz. İnsana değer vermek, insana değer vermek demektir. Sadece tanıdık ve dostlara değil, rengi, dili, dini, ırkı her ne olursa olsun tüm insanlara değer vermek demektir. Değer veren ve verilen insanların en belirgin özelliklerinden biri uzlaşısı ve barışçı olmalarıdır.

E-POSTA ABONELİĞİ

Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresini yazarak her yeni makaleden anında haberdar olabilirsin.

Abone Olduğunuz İçin Teşekkür Ederim.

Bir Şeyler Yanlış Gitmiş Olmalı, Lütfen Tekrar Deneyin.